'Masal Tımarhane: Kapadokya'
TRY
EnglishEnglish РусскийРусский УкраїнськаУкраїнська EspañolEspañol FrançaisFrançais DeutschDeutsch 中文中文 БългарскиБългарски RomânăRomână ΕλληνικάΕλληνικά हिन्दीहिन्दी IndonesiaIndonesia ItalianoItaliano 日本語日本語 MelayuMelayu NederlandsNederlands NorskNorsk PolskiPolski PortuguêsPortuguês СрпскиСрпски SvenskaSvenska العربيةالعربية فارسیفارسی
Anasayfa Biz kimiz? Bloglar Turlar Bize Seyahat Planlarınızı Anlatın İletişim

'Masal Tımarhane: Kapadokya'

'Masal Tımarhane: Kapadokya'

Gezgin Paul Lucas, 17. yüzyılın başlarında bu bölgenin gerçeküstü şekillerini tarif ettiğinde, ülkesinin önde gelenleri ona inanmadı. Dünyanın, doğa ile insanın işbirliği içinde böylesine sınırları zorlayarak bir coğrafya oluşturduğuna inanması için sadece birinin ortaya attığı tasvirler yeterli olamazdı, birilerinin bunu onaylaması gerekirdi.


Bugün, Kapadokya sadece bir UNESCO kültür mirası değil. Kapadokya, nefes alan ve değişen bir "yaşayan" coğrafya. Yıllar önce ziyaret ettiyseniz, bugün farklı bir Kapadokya bulacaksınız, çünkü rüzgar, yağmur, kar ve ulaşım araçları onun yüzünü şekillendirmeye devam ediyor, hiçbir şeyin sabit kalmadığını hatırlatıyor.


Pek çok kişi burayı "Güzel Atlar Ülkesi" olarak adlandırıyor. Belki de bu bir turistik mit, güzel bir slogan. Ama gerçek daha derinlerde yatıyor: burada, Roma döneminde, dünyanın en güzel atları yetiştiriliyordu. Eğer nereye bakacağınızı biliyorsanız, buna dair izler hâlâ var.



Gezgin için Kapadokya, Büyük Sığınak'tır. Doğası gereği, koruma sunan bir yer. Dağ kütleleriyle çevrili, zulme uğrayanların kalesiydi. İşgalciler buradaki tarım mahsüllerini yağmalamak için geldiklerinde, yerel halk kaçmadılar; taşın içine geri çekildiler. Kaya kütlelerini oyarak yer altına şehirler ve kayaların içine manastırlar oluşturudular.

Burada, Hristiyanlık gelişmek için ihtiyacı olan sükuneti buldu. Erken Hristiyanlar sadece kiliseler inşa etmediler; onları kayalardan "doğurdular". Burada manastırlık yaşamı kuruldu; burada, Kilise Babaları İnancı şekillendirdiler.


Ve bu kanyonlar arasında, yer altı galerileri ve bağlar arasında, Digenis Akritas'ın gölgesi hâlâ dolaşıyor. Akritik Şarkılar'ın yankısı Nüfus Mübadelesi ile sönmedi. Mültecilerin hafızasının kökü haline geldi, unutulmaya karşı bir panzehir oldu.


Bugün, Kapadokya artık yer altı şehirlerinde uyumuyor, her sabah şafak vakti, yüzlerce renkli balonun gökyüzüne yükseldiği anla uyanıyor. O, kayaların sessizliğinin, ateşin fısıldamaları ile buluştuğu an; dünya'nın doğuşundan gelen bir ışıkla aydınlanan bir manzara. Hava içinde bu "dans", izolasyonu küresel bir çağrıya dönüştürebilen bir mekanın modern yüzüdür, ruhunu kaybetmeden.


Ve ayaklarımız tekrar yere bastığında, Kapadokya bizi kendine has lezzetleriyle karşılar - ihtiyacın ve sabrın doğurduğu, güçlü tatlar. Gözlerimizin önünde kırılan çömlek içinde kaynayan Testi Kebabı'nın aroması; baklavanın tatlılığı ve mercimeklerin topraksı lezzeti. Yüzyıllar boyunca volkanik kül tarafından beslenen yerel bağlardan gelen şarap; misafirperverliğimizin bir "hediyesi". Her masada, her yudum şarapta, Kapadokya bize hatırlatır ki, burada yaşam, duyuların bir kutlamasıdır; bu, antik şarap presinden başlayıp günümüze ulaşan bir sürekliliktir.


Neden Kapadokya'ya gitmeli? "Görüntüler" görmek için değil, hayatta kalmanın bir sanat haline geldiği bir yer bulmak için. Korkuların çölünde insanın her zaman kendi sığınakını yaratabileceğini hissetmek için.

Aradığınızı bulamadınız mı? Bizimle iletişime geçin!
Daha fazla tur veya diğer şeyler için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Destek ekibimize 7/24 ulaşabilirsiniz.
Partnerlerimiz
E-Bültenimize Abone Olun
Kampanya ve fırsatlardan anında haberdar olmak için e-bültenimize abone olun!